AUGUST COMTE (1798-1857) başa dön
Pozitivizm akımının kurucusudur. Comte’ye göre felsefe duyularımızın bize sağladığı bilgilerden yola çıkmalı. Pozitivizmi yalnızca bir felsefi anlayışı değil, toplum problemi için temelli bir çözüm olarak öne sürer. Ona göre yapıcı olan, yalnızca olguları gözlemleyerek tasvir etmektir. Pozitivizmin en önemli özelliği doğanın mutlak bir amacı olduğu fikrini reddetmesidir. Pozitivizm ikinci olarak varlıkların özünü içsel nedenlerini bulmak çabasından vazgeçer. Bu sayede sadece olguları araştırmak varlıklar arasındaki sabit ilişkileri gözlemlemek gerekir. Bu da ancak gözlem ve deney yoluyla olur. Comte’ye göre toplumun statik yönü mülkiyet, dil ve din gibi toplumun durağan yönlerinden oluşur. Toplumun dinamik yönü ise o toplumun ilerleme gücüdür. İlerleme de düşüncedeki ilerlemedir. Bu ilerleme düzgün, doğrusal bir ilerlemedir. Ona göre pozitif bilgi, tarihsel evrim sonucunda insan zihninin ulaştığı en yüksek düzeydir. İnsanoğlu, bu düzeye üç dönemden geçerek gelmiştir. Teolojik, metafizik ve son olarak pozitif dönem.
BERTRAND RUSSELL (1872-1970) başa dön
Büyük Britanya’nın başbakanlığını yapmış olan Lord John Russell’ın torunudur. Dört yaşına gelmeden annesi ve babasını kaybetti. Onu büyükanne ve büyükbabası büyüttü. Aristokratik bir İngiliz malikanesinde yetişti ve eğitimini evde aldı. Vakti gelince büyükbabasından ağabeyi aracılığıyla kendisine kont ünvanı geçti. Öğrenci olarak Cambridge’e geldiğinde önce matematik eğitimi aldı, daha sonra matematiği felsefeyle birleştirdi. Gençken etkin bir sosyalistti. 60’dan fazla kitap yazdı, edebiyatta Nobel ödülü aldı.
Dış dünya hakkındaki bütün bilgimizin deneyden türediğine ve yapmak istediğimiz şeyin, bu bilginin kesinliğinin akılcı bir kanıtını bulmak ve onu sarsılmaz sağlamlıkta bir temele oturtmak olduğuna inanıyordu. ‘İngiliz tahtının varisi dazlaktır’ önermesi ile ‘Fransız tahtının varisi dazlaktır’ önermesi dilbilgisi açısından aynı olsa da Fransız tahtı diye birşey olmadığından, aslında farklıdır. Gerçeklikle ilgili olduğunu ileri süren, fakat doğruluğu ya da yanlışlığı herhangi bir şeyde gözlemlenebilir bir fark yaratmayan bir önermenin içeriği, anlamı yoktur; bir şey söylenemez. Yalnızca deneysel olarak gerçeklenebilir önermeler anlamlıdır. Ahlak felsefesi alanında ahlaki önermelerin nesnel bir geçerliliği olmadığını savunan filozof, ahlaki problemlerin psikolojik ve toplumsal olduğunu, insanların ne isteyip ona nasıl ulaşabilecekleri konusuyla ilgili olduğunu savunur. Russell’ın felsefesi Mantıksal Pozitivist olarak isimlendirilmiştir.
LUDWIG WITTGENSTEIN (1889-1951) başa dön Wittgenstein Viyana’da doğdu. Dörtte üçü Yahudi olan ailesi Avusturya’nın en zengin çelik patronuydu ve Ludwig’e bir servet kaldı. Nazi döneminde Avusturya’ya dönemedi. Filozof olarak meslek yaşamının büyük bölümünü Cambridge’de geçirdi ancak almanca yazdı. Dört kardeşinden üçü intihar etti. Hayatta olan kardeşi uluslararası üne sahip bir piyanistti ancak I. Dünya savaşında sağ kolunu kaybetti. Ludwig sağlam bir fizik ve matematik eğitimi aldı. Russell’in ‘Matematiğin Temelleri’ adlı eserini okudu ve onunla felsefe çalışmak için Cambridge’e gitti.
Felsefesi için birbiriyle uzlaştırılamayan iki ayrı dönemden bahsedilir:
Felsefi problemleri dil problemine indirgeyen sisteminde dilin kapsamını ve sınırlarını belirleme sorununu ele alır. Dili kullanma ve anlama yaşamın özünü oluşturan dokudur. Çünkü dil düşünceyi ifade ettiği için düşüncenin sınırlarına dair bir araştırmadır da. Dil ve düşünce arasındaki ilişki ortak bir mantıksal formu paylaşmalarını gerektirir. Bu form dünyada bulunmadığı için de dilde resmedilemez. Ahlaki ilişkiler ve metafiziksel konular hiçbir şeyin söylenemeyeceği sessiz kalınması gereken konulardır. İkinci döneminde ise dili araç olarak görür. Felsefe bir teori değil bir faaliyettir. Yapılan bir şeydir. Felsefenin geleneksel problemi kötü formüle edilmiş anlamsız problemlerdir. Bu kafaları karıştırmaktan başka bir işe yaramaz .Bu sebeple felsefenin görevi kafası karışmış kişiye dil oyunun kuralını öğretmektir. |