Her şey görülemeyecek, hatta daha fazla bölünemeyecek kadar küçük atomlardan oluşur (Atom sözcüğü ufalanamayan anlamına gelen Yunanca kelimeden türemiştir). Varolan her şey atomlar ve boşluktur. Var olan bütün farklı nesneler, atomların boşlukta meydana getirdikleri farklı bileşimlerden ibarettir. Atomlar yaratılmamıştır ve yok edilemez; evrendeki bütün değişme ya atomların ya da yerlerinin değişmesinden meydana gelmiştir.
Doğadaki her şey, bu bileşenlere ayrılabilir ve bu sebeple gördüğümüz tüm çeşitlilik aslında tek bir türe yani atomlara indirgenebilir. Anaksagoras’tan farklı olarak Atomcular, bu sonsuz sayıdaki bileşenlerin niteliksel olarak değil sadece büyüklük ya da şekil anlamında niceliksel farklılıklar gösterdiklerini ifade ederler. Anaksagoras’ın Nous’una başvurmamış, her şeyi mekanik nedenlerle açıklamaya çalışmışlardır. Değişim zaten atomların içinde bire özsel nitelik olarak bulunmaktadır.
SOFİSTLER başa dön
M.Ö. 450 yılında duyulan talebi karşılamak için ortaya çıkan yeni ve profesyonel bir eğitimciler sınıfının üyeleridir. En ünlüleri arasında Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon, Thrasymakhus ve Kallikles’in isimleri verilebilir. Felsefi bir okuldan ziyade toplumda yol göstericiliğe duyulan açlıktan faydalanarak kendilerine bir meslek ve yaşam biçimi üretmiş olan ve para karşılığı ders veren gezginlerdi.
En belirgin tarafları her şeye yönelik eleştirel tavırdır. Kurumlara, toplumun siyasi ve hukuksal temellerine ve dine yöneltilen eleştirilerden meydana gelir. Zaten örneğin Kant’ın, felsefi düşüncenin gelişimi açısından zorunlu olan bilgi güçlerine ilişkin eleştirel tavrından farklı yapıda olan bu tavır, pek çok zaman fazlasıyla aşırıya kaçarak kurumu tümüyle ortadan kaldırma sonucu verebilmiştir.
Şeylerin tıpkı insanlara göründüğü gibi olduğunu savunarak bilginin temeline algıyı yerleştirmiş ve böylece bilginin göreli olduğunu belirtmişlerdir.
“İnsan, her şeyin ölçüsüdür” Protagoras
Hepsinin birer eğitimci olmaları açısından rölativist tavırları çelişki yaratsa da yine de siyasetin ya da insanlar arasında iletişimin en iyi bir biçimde nasıl yapılacağını öğretme iddiasında bulunmuşlardır. Eğitimlerinde retorik ağırlıklıdır ve o dönemde Atina’da demokrasi olduğunu düşünürsek, hangi yönetimin ya da hangi yasanın iyi olduğunu bilmek yeterli olmayıp bir de bunu ikna edici bir şekilde tartışabilme ihtiyacı vardır.
Kuşkucu tavırlarının yanında kimi zaman bilinemezcilik inancıyla da bilginin değersiz olduğunu savunan bir nihilizme kaymışlardır.
SOKRATES (M.Ö. 469-M.Ö.399) başa dön
Felsefeye niteliğini veren temel kavramların sorgulanmasını başlatan ve bilincin, ahlaki varlığın bulunduğu yer olarak ruhtan bahseden ilk kişidir. Kullandığı felsefi yöntem uyarınca önce insanların bilgisizliğini göstermeye daha sonra da özelikle Sofistlerin etkisiyle insanların zihinlerinde oluşan temelsiz sanıları ayıklamaya çalışmıştır.
Yöntem olarak önce “Sokratik Alay” denilen metotla karşısındaki kişinin bilgisizliğini ortaya koyup daha sonra “Doğurtmacılık” denilen yöntemle doğruyu karşısındaki kişiye söyletir. Tek bildiğim hiçbirşey bilmediğimdir” diyen filozofun bu yönteminde öne çıkan şey doğru sorulardır.
Fakat özellikle bu yöntemi sonucu siyasi bakımdan güçlü insanları rahatsız etmiş ve en sonunda “dinsizlik, yeni tanrılar icat etmek ve bu yolla gençleri baştan çıkarmak” gibi suçlamalarla ölüme mahkum edilmiştir. Mahkemede suçunu kabul etmesi ve küçük bir para cezası ya da sürgünü önermesi durumunda ölümden kurtulabilecekti fakat o inandığı ilkeler adına verilen cezayı kabul eder ve af dilemez. Çünkü kendisinden istenilen tavırla temsil ettiği ilkeleri yadsımak onun için gerçek ölüm anlamını taşıyordu.
Doğruluktan ayrılmayan bir insana uzun vadede gerçek bir zarar verilemez. Ruhun temiz kalması koşuluyla insanın başına gelen talihsizlikler görece önemsiz şeylerdir. Kişinin uğrayacağı gerçek felaket ruhun çürümesidir. Bunun içindir ki adaletsizliğe katlanmak adaletsiz bir iş yapmaktan çok daha az zarar verir insana. Adaletsizliğin kurbanına değil, adaletsizliği yapana acımamız gerekir.
Sokrates’in bir başka temel inancı, kimsenin gerçekten bilerek yanlış yapmayacağıydı. O şeyi yapmanın yanlış olduğunu gerçekten tam anlamıyla anlarsan, o zaman yapmazsın.
Tanrılara, yasalara ya da herhangi bir başka yetkeye değil, kişinin kendine karşı ödevi olarak kişisel doğruluğun her şeyden önce geldiğini öğreten ilk filozoftu.
Sokrates’le yakın bir ilişki içerisinde olan öğrencileri, ölümünden sonra , onun görüşlerini kendilerince yorumlayıp, düşünce sistemleri ve okullar kurdular. Bu sistemlerden en önemlisi hiç kuşku yok ki, en önemli öğrencisi olan, düşünce tarihinin tanıdığı ilk büyük sistemi kurmuş olan Platon’dur.
Sokrates’in etkisiyle kurulmuş olan diğer felsefe okulları, Küçük Sokratik Okullar olarak bilinir. Bu okullar dört tanedir :
- Elis-Eretriya Okulu
- Megara Okulu
- Kyrene Okulu
- Kinikler Okulu
Tüm okulların kuruluşu M.Ö. 4.yy.a tarihlenmiştir.
ELİS ERETRİYA OKULU başa dön
Sokrates’in öğrencisi Elis’li Phaidon tarafından kurulmuş ve daha sonra Menedemos tarafından Eretriye’ya taşınmış olan okuldur. Daha ahlakla ilgili problemler üzerinde yoğunlaşırlarken, Phaidon daha çok diyalektik süreciyle seçkinleşirken, Menedemos erdemle bilgeliğin birlikteliğini savunmuştur.
MEGARA OKULU
Sokrates’in ilk öğrencilerinde biri olan Eukleides’in kurmuş olduğu Megara Okulu ve temsilcileri Megaryanlar olarak da bilinir. Daha önceleri Parmenides ve onun düşüncesiyle de tanışan Eukleides, onun görüşleriyle Sokrates’in ahlak anlayışı arasında bir sentez yapmıştır. Buna göre, erdemin bir olduğunu savunmuş ve dolu, sürekli bir bütün olarak tasarlanan Biri İyiye eşitlemiştir. Okulun felsefesi daha sonra Eubilides’in etkisi altında bir görüşü ya da tezi saçmaya indirgeme yoluyla çürütmek üzere tasarlanmış akıl yürütme ve argümanlara dayanan bir yapıya bağlı kalarak gelişmiştir.
KİRENE OKULU
Bireyin hazzı ahlaki eylemin biricik ölçütüdür. Okulun kurucusu Aristippos, Sokrates’in öğretisinin mutlulukçu boyutundan etkilenmiş aynı zamanda muhtemelen Protagoras’ın relativist görüşlerinin de etkisinde kalarak hazlar arasında niteliksel bir ayrım yapamamıştır. Her haz, iyidir ve aralarındaki tek fark hazzın şiddetinden kaynaklanır. Şimdiki anda bulunurlar ve bu sebeple maddi hazlar daha değerlidir. Bilgi de sadece mutluluk için bir araçtır. Aristippos, aynı zamanda Hedonizm’in kurucusu sayılır.
KİNİKLER OKULU
Sokrates’in öğrencilerinden, yeni bir ahlak anlayışı ve yaşam biçimi geliştirmiş olan Antisthenes tarafından kurulmuştur. Mutluluk için erdem tek başına fazlasıyla yeterlidir ve başka hiçbirşeye gerek yoktur. Özellikle erdem, dünya nimetleri ve hazları karşısında bağımsız olabilmektir. Bunun dışında insanların değer verdikleri hiçbir şeye saygı beslememişlerdir. Erdemden başka iyi olmadığı gibi, erdemsizlikten başka kötü de yoktur. Antisthenes’e göre felsefenin işi mutlu olmak için doğaya uygun olan çabaları seçmekten başka bir şey değildir. Dış durumların hiçbir önemi yoktur; bilge kişi, kölelikte bile özgürdür. Antisthenes’le birlikte en çok tanınan Kinik, bir fıçı içinde yaşayan Diogenes’dir.
PLATON (M.Ö.427- M.Ö.347) başa dön
Platon’un en iyi bilinen öğretisi idealar kuramıdır. Platon örtük olarak ahlakın ve değerlerin doğasıyla ilgili bu kuramı alarak gerçekliğin tümüne genelleştirdi. Dünyamızdaki istinasız her şeyi, ideal biçimin, zamanın ve mekanın dışında bulunan, kalıcı ve yok edilemez bir varoluşa sahip bir şeyin geçici, bozulmuş bir kopyası olarak gördü.
Platon günlük yaşamımızın karmakarışık yüzeyinin altında, matematikteki idealliğe ve kusursuzluğa sahip bir düzenin var olduğunu ortaya koyan bir şey olarak kabul etti. Bu düzen gözle algılanamaz, ancak ona akılla ulaşılabilir. En önemlisi oradadır, vardır; gerçekliğin temelinde yatan şeydir. Mekanda ve zamanda olmayan duyularımızla ulaşamayacağımız, kalıcı ve kusursuz bir düzenin var olduğu başka bir alan daha vardır. “gerçek gerçeklik” denebilecek dünya budur. Çünkü bir tek o durağan ve sarsılmazdır, bir tek o tamdır başka bir şeye dönüşemez.
Ölümsüz olan ruh, bir beden içine girmeden önce gerçek bilgi nesneleriyle ve İdealar dünyasıyla tanışmıştır. Bu sebeple Platon, bilginin bir anımsama olduğunu söyler. Menon diyaloğunda Sokrates’in hiç eğitim almamış bir köleye bir geometri problemini doğruyu göstermeden ya da öğretmeden çözdürmesine ilişkin olarak kölenin doğruyu kendi başına fark ettiğini özellikle belirtir. İdeaların ilişkisini bilmesi, geometriyi bildiği anlamına gelir.
Pitagoras’ın öğretilerini ele alarak yeniden düzenlemiştir. Yetkin ve ideal bir bilgi türü olan matematikten faydalanmıştır. Devlet adındaki eserinde mevcut olanları değil, ideal devleti incelemiştir.
ARISTOTELES (M.Ö.384-M.Ö.322) başa dön
Soyut düşünceden önce, gözlemden ve deneyden başlayan bir felsefe yaklaşımının kurucusuydu. Var olmak onun gözünde, hakkında konuşulabilecek ve tam olarak tanımlanabilecek bir şey olmaktadır. Buna karşın, yetkin olmayan fakat canlı olan varlıkları konu alan biyoloji bilimi doğrultusunda var olmanın dinamik bir süreç, bir değişme süreci içinde olmak anlamına geleceğini söyler. Bir şeyin biçiminden ötürü o şey olduğunu ve değişimin de madde ile form arasında gerçekleşen bir etkileşim olduğunu söyler. Form kazanan şey vardır ve gerçekleşmiştir.
Temel soruşturma alanlarının birçoğunun şemasını ilk çıkaran Aristoteles oldu: Mantık, fizik, siyaset bilimi, iktisat, psikoloji, metafizik, meteoroloji, retorik ve etik bunlar arasındadır. Aynı zamanda bu alanda o zamandan beri kullanılagelen teknik terimleri buldu: Enerji, dinamik, tümevarım, tanıtlama, töz, öznitelik, öz, özgülük, kategori, topik, önerme ve tümel bunlardan birkaçıdır. Bütün bunların üzerine, hangi çıkarım biçimlerinin geçerli, hangilerinin geçersiz olduğunu çözümleyerek mantığı kurdu.
Aristoteles’in başlangıçta ana sorusu şuydu: “Bu dünyadaki şeyler nedir?”, “Bir şeyin var olması ne demektir?”.
HELLENİSTİK FELSEFENİN DÖRT BÜYÜK OKULU
SEPTİKLER (M.Ö.3.yy-M.S.3.yy) başa dön
Kurucusu Pyrrhon’dur. Geçerli bir kanıtlamanın ispat ettiği şey, sonuçların, referansları izlediğidir. Fakat bu, bu sonuçların doğru olduğunu kanıtlamakla aynı şey değildir. Her “ispat” ispatlanmamış öncüllere dayanır ve bu gündelik yaşam için olduğu kadar mantık, matematik ve bilim için de doğrudur. O halde tavır yargıyı askıya almak olmalıdır. Bunun sonucu olarak bir sarsılmazlık elde edilecektir. Bu sebeple bilge kişi sadece kayıtsız değil aynı zamanda duyarsız olmalıdır. Daha sonraki temsilcilerinden önemli isimler Karneades, Arkesilaos, Empirikus’tur.
Sonraki dönemlerde septik düşünce daha yumuşak bir ifadeyle, gündelik yaşamda, asla sahip olamayacağımız belli bir kesinlik derecesi talep etmemekle, öyle olmadıkları zaman bile kuşkucu yaklaşmak arasında bir orta yol tutturmak zorunda olmaktan bahseder.
EPİKUROSÇULAR (M.Ö.306)
Helenistik dönemin ilk büyük felsefe okuluydu. Yunanlı düşünür Epiküros tarafından kuruldu. Katkısı özgün ahlak felsefesidir. Felsefe, mutlu bir yaşam için yardımcı olur. Onun hazcılığını belirleyen, acının ortadan kaldırılması anlamındaki olumsuz hazdır. Tüm hazlar aynı değerde değildir. Doğal ve zorunlu, doğal ama zorunlu olmayan ve ne doğal ne de zorunlu olan gibi üç ayrı hazdan bahseder (1.yemek,2.cinsellik,3.lüks bir yaşam vb.). Bedensel hazlar peşinde koşan acı çekecektir. Temel erdem bilgeliktir çünkü bilge kişi ihtiyaç duyduğu en azı belirleyebilecek olandır. Epiküros’un dışında bu ekolü temsil eden kişi, Romalı düşünür Lucretius’dur.
STOACILAR (M.Ö.300) başa dön
Kıbrıslı Zenon tarafından M.Ö. 300 yılında kurulmuştur ve uzun bir tarihe sahiptir. Bu okul da tıpkı Septik Okul ya da Akademia’da olduğu gibi üç ayrı dönemde incelenir. İlk dönem Zenon, Chrysippos ve Cleanthes ile, orta dönem Panaetius ve Posidonius ile ve geç dönem ise Stoacılığın en önemli temsilcileri olan Seneca, Epiktetus ve Marcus Aurelius ile temsil edilir. İzlenim ve imgelerden ortak fikirler adı verilen genel ideler oluşturulur. Bunlar genel yargılara uzanabilir. Tüm insanlarda aynı olan bu genel fikirler yanlış olamaz. Evrensel akıl ya da logosla bir ve aynı olan bu düşünme yeteneğine akıl adı verilir. Felsefenin odağında, akıldan daha yüksek bir yetkenin bulunamayacağı görüşü yatar. Doğa da ussal olarak kavranabilir olan ilkelerle yönetilir. Biz de doğanın bir parçasıyız. Tanrıyla kastedilen şey bizi ve doğayı dolduran evrensel akıldır. Bu biçimde kavrandığında Tanrı bu dünyada her yeri kaplar, dünyanın aklıdır. Doğayı ussal ilkeler yönettiğinde her şeyin olduğu gibi olmasının bir nedeni vardır. Ölümlü varlıklar olmamız gereği dingin bir kabulleniş olmalıdır. Aristoteles’tekine benzer olarak edilgen madde ve etken olan akıl sözkonusudur. Ruh, etkin ilke ve tanrısal ateşten, logostan bir kıvılcımdır. Dünyayı bir amaca göre düzenlenmiş rasyonel bir sistem ve tüm varlıkların katkı yaptıkları ahenkli bir bütün olarak görmüşlerdir. Mutluluk da doğaya uygun yaşamdan gelir.
LUCİUS ANNAEUS SENECA (M.Ö.3 - M.S.65)
Cordobalı (İspanya) olan Seneca, yalnız filozof değil, sanatçı ve devlet adamıdır da. Neron'u yetiştirmiş, uzun zaman onun çevresinde yaşamak zorunda kalmıştır. Bu yüzden insanların gerçekte nasıl olduklarını yakından görmek fırsatını bulduğu için, yalnız Stoa'nın soyut erdem idealiyle yetinmemiştir. Kendisi Roma aristokrasisinin sayılan bir kişisi, zengin, sözü geçer bir aileden, büyük bir yazar, parlak bir uslüpçu. Seneca Roma sosyetesinin zevk ve eğlenceye düşkünlüğünü, soysuzlaşmasını üzülerek görü, yapıtlarıyla moral bir etkide bulunmayı göz önünde tutar. Öğrencisi İmparator Neron'un tutumu onu pek üzmüş, sonunda onun emrine uyarak, tam bir Stoalı davranışıyla intihar etmiştir.
EPIKTETOS başa dön
Hierapolis'li (Pamukkale) ve azatlık bir köle olan Epiktetos pek yoksulmuş. Önce Roma'da öğretmenlik yapmış, sonra İmparator Domitian filozofları Roma'dan sürünce Yunanistan'da Epiros'a gidip burada ün salan bir okul kurmuş. Epiktetos Stoa felsefesinin eski sert tutumunun bir temsilcisidir. Her bakımdan bağımsız olan, tam bir Stoalıya yakışacak bir hayat yaşamıştır. Süssüz fakat yer yer kaba gelen bir üslubu vardır. Teoriden çok pratiğe değer verir. Teori bir erek değil, pratiğe geçiren bir köprüdür. Epiktetos'un öğretisi sıkı bir okul felsefesi niteliğinde; kendisi de tam bir moralist. İyi ve kötünün ne olduğunu bize bildiren bizzat kendi ahlak bilincimizdir. insan ancak kendi gücü ile erdemli olabilir, dolayısıyla mutluluğa ulaşabilir. İnsanı iyiye götüren akıldır. Hayatta en yüksek erdem doğaya uygun yaşamadır. İnsanın kendisiyle uyum içinde olup, kendisinde aklın egemen olmasıdır.Bu durum aynı zamanda doğayla ve tanrısal yasayla da uygunluk demektir. Bu amaca varan mutluluğa da erişmiş olur; bu ikisi birbirine zorunlulukla bağlıdır. Ama erdem değerini bu yüzden kazanmaz ; o başlı başına bir değerdir ve onun dışında kalanların tümü aldırış edilmeyecek şeylerdir. Gerçi bilge kişi, yaşama sevincini, zenginliği hor görmez ama bunlardan kolayca vazgeçmesini de bilmelidir.
MARCUS AURELIUS ANTONIUS
YENİ PLATONCULUK (M.S. 2.yy) başa dön
Hellenistik Roma döneminde ortaya çıkan sonuncu önemli felsefe akımı. Fiziksel olarak kurucusu Ammonius Saccas olmakla birlikte sistematize edilişi Plotinos’a aittir. Tüm Yunan felsefesini tinsel bir şekilde kucaklayan bir sistem kurmayı amaçlamışlardır. Ağırlıklı olarak Platon etkileri taşıdığından bu adla anılır. Pitagoras, ve Orpheos’tan gelen etkilerin yanı sıra Aristoteles ve Stoa felsefesi etkilerini de görmek mümkündür. Tanrı’ya yükseliş ve Bir olanla birleşme sürecinde sistematik ifadesini bulur. Ayrıca Plotinos, Doğu ve Hint bilgeliklerini gerçek yerinde öğrenebilmek için de yolculuklar yapmıştır.
Tanrı’nın saf ve basit olduğunu, bireyin de bütün olduğunu fakat kendisine varlık olmayan şeyler eklemek suretiyle eksildiğini söyler. Bütüne hiçbirşey eklenemez ve ancak değişmeyen bir şey gerçekten var olabilir. Her şeyi aştığı dışında Bir hakkında hiçbirşey söylenilemeyeceği dile getirilir. Plotinos, bir türüm öğretisi geliştirir fakat Tanrı’nın yaratmış olmasının ve herhangi bir eylemin onu sınırlandıracağını söyler ve Platon’un İyi ideası ile güneş arasında kurduğu benzerlikten de faydalanarak ışık nasıl güneşten çıkıyorsa varlıklar öyle türüm ederler Bir’den der. Monist bir görüş söz konusudur ve kötü sadece daha az iyi olmak suretiyle diğer şeylerden farklıdır.
Cisimler ancak, görünmeyen tinsel dünyadan üzerilerine bir parıltı vurursa değer kazanır ve güzel olabilir. Plotinus’un özgün bir başarısı olan estetiğin çıkış noktası budur. Maddeye giren tinsel varlık, - bu noktada Platon ve Aristoteles’in net bir sentezine rastlıyoruz – başka bir deyişle ona şekil veren, form kazandıran idea, cismi güzel yapar. Ruh da çirkin olabilir. O, kendisini maddeye kaptırmış olan, kendini duygulanımlarına sürükleyen ruhtur. Onu güzel yapan ise, akla ve tinsel olana yönelmesidir, erdemlerdir. Yani ancak ruh, özünü temiz tutmakla, maddeden arınmakla güzel olabilir. Güzellikten pay alması ancak, özü temiz tutması ve kendi bütünlüğüne sahip çıkmasıyla mümkün olabilir.
Özellikle Hristiyan felsefesinde ve İslam felsefesinde Yeni Platonculuğun derin etkilerini görebiliriz. Sonraki dönemlerde Batı ve Doğu mistisizmlerinin başlıca kaynağı olmuştur.
Plotinos’un sonraki dönem öğrencileri arasında Porphyrios, Suriye’de Iamblikos –Iamblikos’un öğrencilerinden biri İmparator Julianus’tur – Atina kolunda da Proklos yer alır.