|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
NASIL BİR HAYAT devamı >>>
Bir zamanlar bir dağın yamacında yalnız başına yaşayan bir bilge varmış. Maddi ve manevi dertleri olanlar dünyanın birçok bölgesinden bu yöreye gidip bu bilgini ziyaret ediyor, ona akıl danışıyorlarmış.
Bir gün genç bir adam kafasına takılan bir soruyu sormak için buraya gelmiş. Küçük bir kulübe olarak düşündüğü bu yer adeta bir saray yavrusuymuş.
İçeride birçok insan soru ve sorunları için uzun bir kuyruk oluşturmuş. Bu genç de sıraya girmiş.
Sıra ona gelince sorusunu sormuş: "Bana yaşamı özetler misin? Nasıl bir hayat en iyi hayattır?" |
|
DİLENCİ VE TURGENYEV
Büyük Rus yazarı Turgenyev, soğuk bir akşamüstü evine doğru yola çıkmış. Yolda bir dilenci kendisinden para istemiş. Bütün ceplerini kurcalayan Turgenyev, ne yazık ki hiç para bulamamış.
Bunun üzerine kendisine uzatılan soğuk elleri kendi elleriyle ısıtarak: "Kusura bakma kardeşim sana verecek bir şeyim yok" demiş. Dilenci "Verdiniz ya efendim" demiş, "Bana kardeşim dediniz ve ellerimi ısıttınız."
|
|
GERÇEK İYİLİK devamı>>>
Bir adam, delikanlının her akşam köye döndüğü yolun kenarına yüzü koyu uzanmış ve delikanlı yaklaşınca da "Ah .. karnım, ölüyorum ... "diye inlerneye başlamış. Delikanlı atından indiği gibi adamın yanına gitmiş, onu usulca yerden kaldırarak atına bindirmiş.Sarsılmasın diye de, kendisi atın yularından iple tutarak yürümeye başlamış. Birkaç dakika sonra hilekar adam, atın ipini yularından çözmüş ve at ile hızla uzaklaşmaya başlamış.
Atının ipleri elinde kalan delikanlı, giden atlıya bağırmış:
"Bir dakika bekle bir şey söyleyeceğim. Sakın atı bu
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YOLUMUZDAKİ ENGEL devamı>>>
Eskiçağlarda bir kral yolun tam ortasına bir kaya parçası koydurmuş. Sonra da gizlenerek insanların tepkisini öğrenmeye çalışmış.
Bir grup tüccar yolun kenarından geçerken homurdanmışlar: "Kral bizden vergi almayı biliyor; ama yolları temizletmekten aciz." Taşa dokunmadan yolun kenarından uzaklaşmışlar.
Sonra bir grup alim bu taşın yanına gelmiş. Her biri düzenin her gün yozlaştığından kralın sadece eğlenceye dalıp, adamlarının çalışmadığından bahsetmişler.
|
|
SEVGİYİ YAŞAYANLAR devamı>>>
Anlatıcı: Bir gün sormuşlar ermişlerden birine. Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?
Ermiş: Bakın göstereyim.
Anlatıcı: Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş davetlilere şöyle demiş: |
|
Bir evin içinde kalplerdeki aşkın ateşini temsil eden bir mumun yandığını ve mum ışığının çevresinde, evin kapısında bekleyen kelebeklerin, bir bilge kelebek etrafında toplandığını düşünelim. Her kelebek, bu ateşi yakından tanımak istemektedir. Birinci kelebek bu mum ile ilgili bilgi toplamak için uçar gider, mumun yandığı evin penceresinden bakar ve geri döner.
Döner dönmez ateşin rengini, formunu, sıcaklığını tarif eder. Başka bir anlatımla, Birinci Kelebek, alevin mekan içerisinde yönlenmesine entellektüel bir anlatım getirir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dağlarda gezen bir bilge kadın, nehirde değerli bir taş bulmuş. Ertesi gün kendisi gibi bir seyyahla karşılaşmış. Ama seyyahın karnı açmış. Bilge kadın torbasını çıkarmış ve yemeğini onunla paylaşmış. Aç seyyah, bilge kadının torbasındaki değerli taşı görmüş ve taşı çok beğendiğini söyleyip onu kendisine vermesini istemiş. Bilge kadın hiç tereddüt etmeden taşı ona vermiş. Seyyah karşısına çıkan bu şansa çok sevinip, bilge kadının yanından ayrılmış. Taşın, yaşamının geri kalan kısmını güvence altına alacak kadar değerli bir taş olduğunu biliyormuş.
|
|
BİLGELİK KİTABI
“Bilgelik Kitabı’nı yüz altına satacağım ve bazı insanlar bunun ucuz olduğunu söyleyecekler.”
Yunus Marmar da ona şu yanıtı verdi:
“Ve ben de o kitabı anlama anahtarını vereceğim ve bedava olmasına karşın onu hemen hemen kimse almayacaktır.”
|
|
Anlatıcı: Bir Zen ustası yanında öğrencileri ile birlikte gezinirken tilkiden kaçan bir tavşanı gösterir ve şöyle der:
Usta: Eski bir hikayeye göre tavşanlar tilkilerden daha hızlı koşarlar.
Anlatıcı : Bir öğrenci itiraz eder.
Öğrenci : Hayır, tilkiler daha hızlı koşarlar.
Usta: Ama tavşan tilkiden kurtulacak.
Öğrenci : Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz.
Usta: Çünkü tilki sabah kahvaltısı için, tavşan ise yaşamı için koşuyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YAŞAMIN YANKISI
devamı>>>
Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlar . Birden oğlan takılıp düşüyor. Canı yandığından “ahhh” diye bağırıyor . İleride bir dağın tepesinden “ahhh” diye bir ses duyuyor ve çocuk şaşırıyor. Merak ediyor ve “Sen kimsin?” diye bağırıyor.
Aldığı cevap “Sen kimsin?” oluyor .
Aldığı cevaba kızıp “Sen bir korkaksın” diye tekrar bağırıyor.
Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın” diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp “Baba ne oluyor böyle?” diye soruyor.
|
|
Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yil boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda birgün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş:
|
|
Aşağıdaki masal, Buda’cı masal gurubu olan Avadana’lara ait bir masaldır. Avadana masalları herhangi bir canlının (Bu bazen Buda’nın kendisidir.) ileride Buda olabilmek için yaptığı çeşitli özverili, fedakar davranışlardan ibarettir.
“Mahendrasena adında bir kral, fakirlere sadaka dağıttığı bir günde, hasta bir dilenci görmüş. Doktorlarına hastayı tedavi etmeleri için emir vermiş. Hastayı kontrol eden doktorlar, krala hastanın iyileşmesi için, insan yarasından alınacak irin ve insan eti gerekli olduğunu söylemişler.
Bunun üzerine kral, hiç duraksamadan adamlarına kendisini dövmelerini emretmiş.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SOKRATES
Sokrates yolda giderken peşine bir genç adan takılmış ve “Sokrates, bana hayatın gerçeklerini öğretir misin?” demiş. Sokrates onunla ilgilenmemiş. Ancak adam Sokrates’i takip etmekten vazgeçmemiş ve sık sık aynı soruyu tekrarlayıp durmuş. Sokrates bir dereden geçerken beline kadar suya girmiş, arkasında da aynı adam. O zaman Sokrates adama dönmüş ve adamın başını suya sokmuş. Adam çırpınmaya başlamış, ancak bir süre sonra Sokrates onun kafasını sudan çıkarmış ve dönüp şunu demiş: “Eğer hayatın gerçeklerini, biraz evvel almak istediğin nefes kadar istiyorsan, peşimden gel.”
|
|
Anlatıcı: Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağına şöyle dedi:
Usta: Git biraz tuz al gel.
Anlatıcı: Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde ekledi:
Usta: Şimdi bir avuç tuz al ve bir bardak suya atıp iç.
Anlatıcı: Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
|
|
Hoca vaaz vereceği salona girmiş ve salonun ön sırada oturan seyis dışında boş olduğunu görmüş. Konuşup konuşmama konusunda düşünen hoca seyise sormuş:”Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mı yoksa konuşmamalı mıyım?” Seyis cevap vermiş:”Hoca, ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim de bir at dışında tüm atların gittiğini görseydim yine de o atı beslerdim.” Bu sözlere hak veren hoca duaya başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş ve duadan sonra kendisini mutlu hissetmiş. Dinleyicisinin de vaazın ne kadar iyi |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SINAV
Kral maiyetini önemli bir görev için sınamak istemiş. Hepsini bugüne kadar görebilecekleri en büyük kapının önüne getirerek şöyle söylemiş: “Siz akıllı insanlar! Benim bir sorunum var ve bunu kimin çözebileceğini görmek istiyorum. Krallığımdaki bu en ağır ve büyük kapıyı hanginiz açabilirsiniz? Bazıları açamayız der gibi başlarını sallamışlar, daha akıllı sayılan birkaçı kapıyı biraz inceledikten sonra açamayacaklarını kabul etmiş. Böylece işin zorluğunda fikir birliğine varılmış. Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş ve eliyle yoklamış. Açmak için çeşitli yollar denedikten sonra kapıya kuvvetle yüklenince açıldığını görmüşler. Meğer kapı tam kapalı değilmiş ve açmak için denemek ve yüreklilikle davranma cesareti gerekiyormuş.
|
|
BİLGİ devamı>>>
Çok iyi eğitim almış ve oldukça bilgili bir vaiz varmış. Bu kişinin kitaplarını taşıyan yetmiş devesi varmış ve develerin taşıdığı bilgiler vaizin kafasında taşıdıklarına oranla kovada bir damla su imişler. Bir de onun kervana eşlik eden bir deve sürücüsü varmış. Deve sürücüsü son peygamberin geldiğine inanıyormuş ve vaiz birgün onu yanına çağırmış.”alimler arasında ne kadar değerli olduğumu biliyorsun. Bunca deve bilgimin yalnızca bir kısmını taşıyor. Oysa sen, basit bir deve sürücüsü, okuma yazmayı bile bilmeyen birisi, hangi cesaretle buna inanabiliyorsun?” demiş. Deve sürücüsü vaizin önünde tevazu ile durmuş. “ancak denizdeki en şahane inci ile kıyaslayabileceğim bilgi hazinesine sahipsiniz. Bu o kadar değerli ki ancak iyi düzenlenmiş kadife
|
|
AYDINLIK devamı>>>
Bir bilge kisi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;
- "Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?"
Öğrencilerden biri;
- "Uzaktaki sürüye bakarım," demiş, "Koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir."
Başka bir öğrenci söz almış ve "Hocam" demiş, "İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır."
Bilge kişi, uzun süre susmuş. Öğrenciler meraklanmışlar ve "Siz ne düşünüyorsunuz hocam?" diye sormuşlar.
Bilge kişi şöyle demiş;
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
HIRSIZ Hırsızın biri bir eve girmişti. Ev sahibi bir ayak sesi işiterek uyandı, mum yakmak için çakmağı aldı, çakmağa başladı. Bunu önceden sezen kurnaz hırsız, gelere adamın önünde durmuştu. Adam çakmağı çaktıkça hırsız onu söndürüyordu. Adam defalarca çakmağı çaktı her defasında hırsız onu söndürdü. Zifiri karanlıkta hırsızı göremeyen adam çakmağın kendi kendine söndüğünü sanıyordu. Nihayet çakmağın fitilinin ıslak olduğuna karar veren adam uyumaya gitti.
Hırsız da rahat rahat işini görmeye devam etti. |
|
EFLATUN
Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.
Talebesi "İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum" diye itiraz eder olunca Eflatun cevap vermiş :
"Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum" demiş.
|
|
MEKSİKALI BALIKÇI devamı>>>
Amerikalı zengin işadamı, bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika kıyı kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balıkçı dikkatini çeker. Merakla yanına yaklaşır ve sorar,
- “Merhaba, bu balıkları yakalamak ne kadar zamanını aldı ?
Balıkçı, tümünü bir iki saatte yakaladığını söyler. İşadamı bu kez, niçin daha uzun süre kalıp daha fazla balık yakalamadığını sorar. Balıkçı ailesinin geçimi için bu kadarının yettiğini söyler. Amerikalı işadamı merakla balıkçıya kalan zamanını nasıl geçirdiğini sorar.Balıkçı
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|